AnasayfaMagazinAvfest Yayın Grubundan Mahruki Röportajı

Avfest Yayın Grubundan Mahruki Röportajı

Avfest Yayın Grubundan Mahruki Röportajı

AVFEST Dergisi; mağara, dağ gibi ulaşılması zor yerlerde ve doğal afetlerde kaybolanların aranması, kaza geçirenlerin kurtarılması gibi konularda etkinlik gösteren, Türkiye’nin arama kurtarma konusundaki ilk sivil toplum örgütü AKUT’un kurucu başkanı olan, aynı zamanda “Kar Leoparı” lakabıyla ünlenen ve Everest’e tırmanan ilk Türk dağcı Ali nasuh Mahruki’yle, doğa ve doğada yaşam üzerine renkli bir söyleşi yaptı.

AVFEST: Sizin gözünüzden doğa, en basit anlatımıyla ne ifade ediyor?
Nasuh Mahruki: Yaşamın kaynağıdır doğa. Dünya üzerindeki bütün canlılarıyla, dev bir organizmadır. Biz de, o dev organizmada yaşayan diğer canlılar gibi bir türüz. Doğa da, bütün her şeyi var eden sistemin ta kendisidir.

AVFEST: “Doğa korunmalı!” diyoruz, toplumu duyarlılığa davet ediyoruz, ancak ona zarar vermekten de geri kalmıyoruz. Doğaya en çok ne zarar verir ve korumak için ne yapmalıyız?
Nasuh Mahruki: Doğaya en başta insan ve geliştirdiği teknolojiler zarar veriyor. Milyonlarca yıllık evrim sürecinde, doğa kendi içindeki dengesini daima korumuştur. Av ve avcı arasındaki ilişki de dengeye dayalıdır. O denge, meteor, hayvan soykırımı veya benzer bir sebeple bozulacak olursa; işte o noktada, türlerin neslinde tükenme meydana gelebilir. Denklemi düzenleyen de, bozan da, maalesef insan.

AVFEST: Teknolojinin doğaya zarar verdiğini belirttiniz. Pekala, teknolojiden kastettiğiniz tam olarak nedir?
Nasuh Mahruki: İnsan, Doğu Afrika’da evrilen ve dünyaya bu kıtadan yayılan bir türdür. Afrika kıtasından yola çıkan atalarımızın 60 bin yılda tamamladıkları göçten, şu sonuca varmaktayız; insanın ayak bastığı her noktada, ekolojik dengeler olumsuz yönde değişime uğramıştır. Çünkü insan, ok, yay, mızrak, balta ile başlayan teknolojik serüvenini; tüfek ve ateşli silahlarla devam ettirmektedir. Özellikle sürek avı diye tabir edilen av modeli, bana göre insanın ihtiyacı olandan fazlasını avlamasıdır. Buradaki ince çizgiye dikkat etmek gerekir.

AVFEST: Avlanmaya karşı mısınız?
Nasuh Mahruki: Aslında hepimiz, dünyanın en iyi avcı toplayıcılarının torunlarıyız. Bizler bugün yaşıyorsak, atalarımız çok iyi birer avcı olarak hayatta kalmayı başardığı içindir. Dolayısıyla hepimizde, en üst düzey avcı toplayıcı genler var. Kronolojik olarak binlerce yıl geriye gittiğinizde, yiyecek zincirinin en tepe halkası olmayan biz de birer avdık ve kılıç dişliler tarafından avlanıyorduk. Bugüne baktığımızda ise, teknoloji ve sanayi alanındaki gelişim, değişim, bizleri av olma korkusundan uzaklaştırdı ve yenilme riskimizi ortadan kaldırdı. Ancak aynı genleri taşımaya da devam ediyoruz. Bugün avlanmaya gereksinim olduğunu düşünmüyorum, avlanılacaksa da; özel avlak alanlarında ve hayvan ırklarının devamlılığını riske etmeyecek oranda avlanılmasını kabul edebilirim.

AVFEST: Eşinizin yanı sıra, Barlas (28,5 aylık) ve Bilge (7,5 aylık) adında iki küçük meleğiniz var, Allah bağışlasın. Sorumluluklar ağırlaşmış gibi görünüyor. Hayatınızdaki adrenalin noktaları devam ediyor mu, yoksa hafiften inzivaya çekilme hali var mı?
Nasuh Mahruki: Merdiveni elliye dayayınca, tempoyu düşürdüm. Planlarımda, 40 yaş üzerinde evlilik vardı. Bir motosiklet seyahatinde, gayet dinamik formda yuva kurduk. Artık risk alırken, geçmişe oranla daha temkinli davranıyoruz. Çocuklarımız geleceğimiz ve öncelik onların.

AVFEST: Eşinizle birlikte gerçekleştirdiğiniz son Everest tırmanışınızda, önemli nüanslar var. Özellikle ilk tırmanışta 250, sonuncuda ise 350 metreye kadar, takviye oksijen kullanmadan tırmandığınızı, yine basında yer alan haberlerden biliyoruz. Bunu dünyada başarabilen nadir insanlardan birisiniz. Pekala, işin sırrı nedir?
Nasuh Mahruki: Son tırmanışta, eşim ana kampa kadar geldi. Sonrasında, ben yalnız devam ettim. Bu arada, en zorlu ve ölümcül kazaların yaşandığı K2 Zirvesi’ne de, takviye oksijen almadan tırmandım. Bunun için öncelikle, kalp ve akciğer sisteminizin saat gibi çalışıyor olması gerekir. Metabolizmanız düşük oksijenli yaşam ortamına uyumlu değilse, hiç denememek gerekir. Bedensel uyum, bende Allah vergisi ve maalesef antrenmanla kazanılacak bir yetenek değil. İlkokulda 4 yıl kadar yüzmüşlüğüm var, onun da faydasını gördüm.

AVFEST: Sigara ya da alkol kullanıyor musunuz?
Nasuh Mahruki: Sigaranın tadını bilmem, alkolün de tadını bilmediğim yoktur. Rakıyı, şarabı, birayı, viskiyi severim!

AVFEST: Tırmanışta karşılaştığınız manzaralarda, iki kadeh parlatmışlığınız vardır herhalde!
Nasuh Mahruki: Teoride güzel de, pratikte mümkün değil. Küçük bir şişe alkolü bile sırt çantanızda taşımanız, fazlaca lüks olur. Ayrıca, oksijen azlığından kaynaklı olarak fena da çarpar. Kaldı ki tırmanış esnasında, inanın insanın aklınızın ucundan bile geçmiyor.

AVFEST: Eşinizle sohbet esnasında başparmağınızın, yaşadığınız donma nedeniyle, kesilme riskiyle burun buruna geldiğini öğrendik. Tırmanış esnasında yanlış giden neydi ya da neden oldu?
Nasuh Mahruki: Memeliler aşırı soğuk ortama girdiklerinde, kanları el ve ayaklardan çekilip, iç organlara ve beyne toplanır. Çünkü bedenlerimiz, daha uzun süre yaşamaya ve gereği halinde kendini koruma altına almaya programlıdır. Çeşitli irtifalarda yaşanan olumsuzluklar, özellikle parmak uçlarına oksijen gitmemesine sebebiyet verebilir. 8850 metrelik Everest’e tırmandığınızda, deniz seviyesinde soluduğunuz havanın üçte biri kadar oksijen var. Bu durum, şu anlama geliyor; tırmanış esnasında, profesyonel bir futbolcu kadar efor sarf etmeniz gerekir. Aynı milatta akışkanlığı azalarak daha da yoğunlaşan kanınız, parmak uçlarına kadar iletilemeyebilir ve bedende belli bölgeler oksijensiz kalabilir. Yaşanan bu ve benzeri durumlar da dağcıyı, fiziksel kesilme riskleriyle karşı karşıya bırakır.

  Gelgelim uzun süre o koşullara maruz kaldığında, elini ayağını düşünmüyorsun. Hatta hedefe odaklı bu mücadele esnasında, bile bile lades dediğimiz oluyor.

AVFEST: Bu işler biraz da, hesap kitap işi gibi duruyor. Fakat hepimiz biliyoruz ki; doğanın hesapla, kitapla işi olmaz. Yaşadığınız en hesap dışı hadise nedir?
Nasuh Mahruki: Tırmanışlarda, yirmiye yakın arkadaşımın ölümünü izledim. K2 gibi dağlarda, aklınızın ucundan geçmeyen aksiliklerle karşılaşabiliyorsunuz. Rota zorluğu, oksijen azlığı, buzul çatlaması benzeri handikaplar, bunlardan sadece bir kaçı. Dünyada 5500 metrenin üzerine kurulmuş olan, köy ya da kasaba yok. Bilinen en yüksek yerleşim noktası, Himalayalar’daki 5.200 metreye kurulu Budist Manastırları’dır. Kaldı ki; 7500 metre üzerinde geçirilen zamanda, beden kendi kendisini tüketiyor ve aşırı kalori sarfiyatı yorgunluk yapıyor. Aynı zamanda proteinlerin parçalanmasıyla, kaslarda erime de meydana geliyor.

AVFEST: Ömrünün gençlik dilimini bu işe adamış bir performans sporcusu olarak, uzun zamanınız dağlarda geçmiş olmalı. Yanılıyor muyuz?
Nasuh Mahruki: 1992 yılında üniversiteyi bitirdim. Mezuniyetimden 3 hafta sonra, yüksek irtifa dağcılığına başladım. 24 yaşına geldiğimde, bir dağcının güncesini yazdım. 32 yaşındaydım, K2 zirvesine bayrağı diktim. 24 ila 32 yaş arasında dağlarda geçirdiğim zamanları üst üste koyduğumda fark ettim ki; 8 yıllık dağcılık kariyerimin 2 yılını, dağlarda uyku tulumunda, çadırlarda ve kar mağarasında geçirmişim. Bununla birlikte 1 yılı aşkın süre, 4.000 metre irtifa üzerinde yaşamışım. Az buz zaman değil.

AVFEST: AKUT, dağcılığa olan aşkın getirdiği bir örgütlenme midir?
Nasuh Mahruki: Ben dağcılıktan çok keyif aldım. Ardından, mağaracılık, dalış, yamaç paraşütü gibi bir sürü spor dalıyla uğraştım. Her biri, kendimde olan farklı bir yeteneği keşfetmeme sebebiyet verdi. Derken, yeteneği insani duygularla karınca, AKUT geldi.

AVFEST: Kitap da yazıyorsunuz. Son kitabınız için, “Efsane” tabiri kullanılıyor. Bize biraz, “Kendi Everest’inize Tırmanın” adlı 7. kitabınızın içerik özetinden bahseder misiniz?
Nasuh Mahruki: Başarının ve mutluluğun, 64 adımdan oluşan yol haritasını çıkardım. Bir nevi hayatımın izdüşümü niteliğinde olan bu kitap, kat ettiğim mesafenin de özetidir. Üniversitelerde ve kurumsal şirketlerde gerçekleştirdiğim motivasyon seminerlerinin omurgasını, yine kitaptan yola çıkarak yapılandırıyorum. İşin aslı, ben bambaşka bir dünyadan geliyorum. O dünyanın kuralları ile içinde bulunduğumuz günlük değerler paralellik gösteriyor. Tek fark; dağcılıkta alınan riskler bazen ölümle sonuçlanabiliyor, iş yaşamında ya da kişisel süreçlerimizde ise, en kötü para ya da kariyer kaybına uğruyoruz.

AVFEST: Bu işi yapmak isteyenlere; AKUT’tan dağcılığa mı, dağcılıktan AKUT’a mı yatay geçiş önerirsiniz, rota nasıl oluşturulmalı?
Nasuh Mahruki: Dağcılık hobimdi, çok sevince ve benimseyince, zamanla mesleğim haline geldi. AKUT ise, bir sosyal sorumluluk projesidir. Dağcılık sporunun kendine özgü dinamikleri var ve ileri derecede sakatlanma yaşayabilir, hatta ölebilirsiniz. Dağcılıkta başınıza gelebilecek bütün tehditlere karşı, uyanık, hazırlıklı, akılcı, organize ve teçhizatlı olmanız gerekir. işte bu istikrarlı yapı, bize AKUT’u kurdurdu. Her ekip kendi bölgesinde ve ihtiyaca göre çalışır. İşin konusu; deprem, yangın, sel, trafik ya da muadil bir hadise olabilir ve ekipler bu doğrultuda donanımlı hale getirilir. İşin rotasına gelince, herkes için farklılık arz edebilir. Önemli olan, sonuçları ve kazanılan başarıdır.

AVFEST: Biz de AVFEST Dergisi olarak, başarılarınızın devamını diliyoruz. Her şey gönlünüzce olsun. Tüm güzellikleri bölüşelim, doğada görüşelim.
Nasuh Mahruki: Teşekkürler AVFEST, yayın hayatınızda başarılar diliyorum. Doğa gibi mükemmele yakınsınız, tebrikler.

Şarkıcı Emrah All

admin@magazincilerbirligi.com

Bu Haberi Puanla:
YORUM YOK

Üzgünüz, yorum formu şu anda kapalı.